Sanayi devrimi sonrasında oluşan uluslararası ekonomik büyüklüğün tek başına bir başarı hikâyesi oluşturamadığını görmekteyiz. Ekonomik büyümenin ve toplumsal refahın insani gelişimle birlikte ölçülmesi elzemdir. Dünya gündemini korkutucu bir biçimde meşgul eden “küresel ısınma”, “iklim değişikliği”, “çevre kirliliği” veya “toplumsal cinsiyet ayrımı”, “eğitimsizlik”, “işsizlik” gibi toplumsal yıkımlara neden olabilecek büyük sorunları ortadan kaldırmak amacıyla uluslararası platformlarda çeşitli araştırmalar ve çalışmalar yürütülmektedir. Bu araştırmalar, “sosyal ve çevresel ilerlemeyi kapsamayan bir büyümenin daha iyi bir dünya yaratmak ya da
geleceğimizin refahını güvence altına almakta yetersiz kaldığını” göstermiştir. Ayrıca, geçtiğimiz yüzyılda dünyamızdaki mevcut kaynakların %50’sinden fazlasını tükenmiş bulunmaktadır. Bunun en önemli sebebi doğal kaynakların aşırı kullanılmasıdır. Kendini yenileme şansı verilmeyen doğal kaynaklar, gelecek nesiller için aynı zamanda açlık ve kıtlık anlamına gelir. Sosyal ve çevresel boyutu eksik ekonomi modelinin uygulanışı bu hızla devam ederse, yakın gelecekte, insanlığın varoluşu tüm diğer canlılarla birlikte tehlikeye girecektir.