Günümüzde, ekonomik ilerlemenin, toplumların sosyal ve çevresel gelişim boyutunu hesaba katan yeni nesil büyüme modelleri “Sürdürülebilir Kalkınma” olarak tanımlanmaktadır. Geleceğin ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarını tüm sosyal-çevresel risklerle birlikte doğru hesaplayarak ve kaynakları doğru kullanarak yeni bir ekonomi oluşturulmasını “Sürdürülebilir Kalkınma” olarak ifade ediyoruz.

Birleşmiş Milletler, yoksulluğu ortadan kaldırmak, daha iyi bir dünya yaratmak ve tüm insanların barış ve refah içinde yaşamasını sağlamak için 2030 yılına kadar takip edilecek 17 amaç oluşturmuştur. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) olarak tanımlanan küresel amaçlar, gelecek nesillerin, çocuklarımızın, torunlarımızın, çevremizin, daha iyi bir dünyada ve barış içinde bir arada yaşamasının güvencesidir.

 

 

Sanayi ve sektörel segmentlerdeki kurumsal gelişim, kurum kültürünün stratejik bileşenlerine ve kuruluşların tarihsel arka-planlarına göre farklılıklar göstermektedir. Aynı şekilde Sürdürülebilir Kalkınma’nın ekonomik, sosyal ve çevresel bileşenleri de üretim-tüketim kültüründeki değişimler ile teknolojik tesislendirmeler doğrultusunda karakteristik farklılıklar içerir. Küresel amaçların bu farklılıklar temelinde uygulanmasını, kurum kültürü ile stratejik planlamanın uyumlaştırılmasını ve tutarlı eylemlerle belirli bir takvime göre desteklenmesini “Sürdürülebilir Kalkınma’nın Yerlemlenmesi” olarak tanımlamaktayız.

UNGC (Birleşmiş Milletler Küresel Ağı), WBCSD (Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi) ve GRI (Küresel Sürdürülebilirlik Raporlaması İnisiyatifi) tarafından içeriksel bütünlüğü belirlenen “Sürdürülebilirlik” perspektifi, tüm sektörleri kapsayarak bölgemizin, ülkemizin, üretim tesislerimizin, çalışanlarımızın, ailelerimizin geleceğini belirleyen kabul edilmiş en büyük uluslararası çerçevenin temellerini oluşturmuştur. En etkileyici “Sürdürülebilirlik” tanımlarından birini Sn. Orhan Tekeli dile getirmiştir: “Nesiller arasındaki adaleti sağlayarak ve kaynakları doğru kullanarak, sosyal, çevresel ve ekonomik olarak geleceğe daha iyi bir dünya bırakmak, daha iyi bir Dünya’yı mümkün kılmak.”

 

ŞİRKETLER AÇISINDAN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Ülkemiz sanayisinin dünyanın bugün en önemli gündem konusu haline gelmiş olan sürdürülebilirlik bağlamındaki dönüşümü, önemli bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Şirketler açısından sürdürülebilirlik; şirketlerin kurumsal ana stratejilerine ekonomik, çevresel ve sosyal risk ve fırsatları dâhil ederek hedeflerini gerçekleştirmeleri ve uzun vadede tüm paydaşları için değer yaratmalarıdır. İklim değişikliği ve sürdürülebilirlik çerçevesinde uluslararası ticarette ortaya çıkması muhtemel yeni sistemlerin ülkemiz ve sanayicilerimiz adına doğuracağı risk ve fırsatların göz önünde bulundurulması şirketler açısından önem arz etmektedir

Günümüzün dinamik ve küresel piyasalarında, şirketler rekabetin ön sıralarında yer almak için yarışmaktadır. Şirketler, bu dönemde kaynaklarını inovasyon, Ar-Ge ve müşteri-tüketici memnuniyeti vb. konulara yönlendirmektedir. Tüm bu odaklar, şirketlerin başarısı için önemli olmakla beraber, en onlar kadar önem taşıyan bir konu ise, sürdürülebilirlik ve çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) kriterleridir. İdeal olan sürdürülebilirliğin kurumsal ana stratejiye entegre edilmesi, dolayısıyla kurumsal ana stratejinin ayrılmaz bir parçası olmasıdır. Sürdürülebilirlik kapsamına giren tüm konuların ana stratejiyle bütünleşmesi çabalarını “sürdürülebilirlik stratejisi” olarak adlandırabiliriz.

Şirketlerin sürdürülebilirlik stratejilerini, kurum stratejilerine entegre edebilmeleri için, öncelikle sektörün geleceğini öngörebilmeleri ve bu öngörüler ışığında vizyon belirlemeleri ve uygulamaya geçmeleri gerekmektedir.

 

AVRUPA YEŞİL MUTABAKATI

Avrupa Birliği (AB) 11 Aralık 2019 tarihinde açıkladığı Avrupa Yeşil Mutabakatı ile 2050 yılında iklim-nötr ilk kıta olma hedefini ortaya koyarken; aynı zamanda sanayisinin dönüşümünü gerektiren yeni bir büyüme stratejisi benimseyeceğini ve tüm politikalarını iklim değişikliği ekseninde yeniden şekillendireceğini açıklamıştır. Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamındaki ilgili eylemler, enerji, ulaşım, sanayi, finans, inşaat, tarım dahil AB ekonomisini yeniden şekillendirecek ve her geçen yıl ivme kazanacak bir dönüşümün temellerini teşkil etmektedir.

Diğer taraftan, Avrupa Yeşil Mutabakatı ile AB politikalarında öngörülen kapsamlı değişikliklerin yanı sıra, uluslararası ekonomi ve ticarette meydana gelen dönüşüm karşısında, ülkemiz kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde sürdürülebilir, kaynak-etkin ve yeşil bir ekonomiye geçişi destekleyecek dönüşümün sağlanması, Türkiye’nin 1980 sonrası ihracata dayalı büyüme stratejisi ile küresel ekonomiyle sağladığı bütünleşmenin korunması bakımından büyük önem arz etmektedir.

Tüm bu gelişmeler ışığında, Türkiye ekonomisi ve sanayisinin yeşil dönüşümü; kapsayıcı ve sürdürülebilir bir büyümenin tesis edilmesinin yanı sıra, ülkemizin AB başta olmak üzere, üçüncü ülkelere ihracatında rekabetçiliğinin korunması ve güçlendirilmesi için elzem görülmektedir. Bu alanda atılacak adımlar aynı zamanda ülkemizin küresel değer zincirlerine entegrasyonunun geliştirilmesi ve uluslararası yatırımlardan alacağı payın artırılması bakımından da önem teşkil etmektedir. 

 


 

Hedeflenen politikaların Avrupa sanayisi üzerinde yaratacağı maliyet karşısında, Avrupa’nın rekabetçiliğinin korunabilmesi ve üretim ile yatırımların, emisyon azaltım hedefi AB’den az olan ülkelere kaymasının önlenmesi için “Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM)”nın hayata geçirilmesinin hedeflendiği görülmektedir. SKD Mekanizmasına ilişkin çalışmalar kapsamında, Avrupa Komisyonu tarafından 4 Mart-1 Nisan 2020 tarihleri arasında bir “geri bildirim süreci” ve 22 Temmuz-28 Ekim 2020 tarihleri arasında bir “kamu danışma süreci” yürütülmüştür. Temel amacı, seçili sektörler için ithalat fiyatının, eşyanın karbon içeriği dikkate alınarak belirlenmesi olan SKD mekanizmasına ilişkin teklif, Avrupa Komisyonu tarafından 14 Temmuz 2021 tarihinde yayımlanmıştır. Komisyon tarafından uygulamanın, 1 Ocak 2023 tarihi itibarıyla 3 yıllık mali yükümlülük getirmeyen bir geçiş dönemi ile başlatılması önerilmektedir. Yayımlanan taslak ile, SKD mekanizmasının tasarımı, sektörel kapsamı ile uygulama usul ve esasları açıklanmıştır. Bu kapsamda, mevzuat taslağında, SKD mekanizmasının AB Emisyon Ticaret Sistemine (ETS) paralel bir sistem olacak şekilde kurgulandığı; SKD mekanizmasına tabi olan seçili sektörlerin ise demir-çelik, çimento, alüminyum, elektrik ve gübre olarak belirlendiği görülmektedir.

 

TÜRKİYE’DE PARİS ANLAŞMASI’NIN YÜRÜRLÜĞE GİRMESİ VE İKLİM ŞURASI

2021 yılı Eylül ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Kurulu’nda Türkiye’nin, Paris İklim Anlaşması’na taraf olacağını ve iklim kriziyle mücadeledeki kararlılığını bütün dünyayla paylaşmış, akabinde 2053 net-sıfır emisyon ile yeşil kalkınma hedefini açıklamıştır.

“Paris Anlaşması’nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” 6 Ekim 2021’de TBMM’de oy birliğiyle kabul edilmiş, Paris Antlaşması 10 Kasım 2021’de yürürlüğe girmiştir. 29 Ekim 2021 tarihli ve R.G. 31643 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ismi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olarak değiştirilmiştir. 

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından iklim değişikliğiyle mücadelede kritik adımlardan biri olan Türkiye’nin ilk İklim Şurası, 21-25 Şubat 2022 tarihlerinde kamu sektörü, özel sektör, akademi ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla Konya’da düzenlenmiş, Şura'da 2053 net sıfır emisyon ve yeşil kalkınma hedefleri doğrultusunda yedi farklı alanda 217 yeni karar alınmıştır.

Alınan 217 önemli kararın tamamı İklim Şurası’nın resmi internet sitesinde https://iklimsurasi.gov.tr/sayfa/sonuc-bildirgesi adresinde yayımlanmıştır. Alınan bu kararlar, Türkiye'nin iklim değişikliği konusundaki taahhütlerini hukuki zeminde güçlendirecek “İklim Kanunu”nun hazırlanmasında da önemli bir referans kaynağı olma özelliği taşımaktadır.